Salı, Kasım 21

HUZURSUZLUK YA DA HUZUR

Büyük bir sistemin,
Küçücük bir parçası olmaktan
Bu huzursuzluk.
Tarif edemediğin şeyin içinde,
Yaşamaktan,
Bu huzursuzluk.
Anlayamadığın şeye inanmaktan,
Bu huzursuzluk.
Bu satırların bile,
Gerçek olamayabileceği,
Huzursuzluk.

       Ya da Huzur;

Küçücük olmanın sorumsuzluğu,
Huzur.
Küçücük bir parçanın,
Alabileceği kocaman zevkler,
Huzur.
Küçücük bir beynin
Hayallerinde,
Huzur.

Pazar, Temmuz 3

AMERİKAN BAŞKANLIK SEÇİMLERİNE BİYOLOJİK VE KÜLTÜREL AÇIDAN BAKIŞ

Amerika Birleşik Devletleri’nin son iki seçimindeki ilginçlik, Sapiens kitabını okurken aklıma geldiSandığımız kadar hoşgörülü olmayan homo-sapiensler yani zeki insanlar, yıllar boyunca kendi türüne, kuzenlerine, doğadaki diğer canlılara farklı şekillerde zorbalık yapmış hatta çoğunu yeryüzünden silmiştir. 

İşte bu zorbalıklardan ikisi; Amerika’daki siyahi köleler ve bu zamana kadar sosyal yetenekleri erkeklerden çok daha fazla olmasına rağmen ikinci sınıf muamele gören kadınlardır.
2008'de başkan olan siyahi lider.

Fakat son iki başkan adayı adeta homo-sapienslere geçmişi değiştirmek için bir fırsat gibi karşımızda duruyor. 

Kökeni Amerika’nın köle pazarı olarak kullandığı bir kıtadan gelen biri, 2008 yılana geldiğinde beyazlara başkanlık yapacaktı bununla birlikte son seçimlerde ataerkil bir kıtayı yönetmeye kadın başkan adaydı. 

Bu iki seçimlerin siyasi sebep ve sonuçlarını bir kenara bırakırsak, kültürel anlamda çok büyük iki devrimdi. 

Şimdi bu iki soruna daha detaylı bakarak 2008 ve 2016 seçimlerinin insanlığın gelişimi açısında ne kadar önemli olduğunu anlamaya çalışalım.

AMERİKADA’Kİ SİYAHİ KÖLELER

Avrupalı yerleşimciler, 16.yy’dan 18.yy’a kadar milyonlarca Afrikalı Siyahi köleyi kıtaya çalıştırmak için getirdi. 
          Köle olarak Afrikalıları seçmelerinin temel nedenleri şöyle:
  1. Kıtaya yakın olması ve bunun getirdiği ekonomik karlılık.
  2. Avrupa’da köle pazarının olmaması, halihazırda Afrika’da kolay ulaşılabilen köle pazarı bulunması.
  3.  Afrikalıların salgın hastalıklara karşı Avrupalılardan daha dirençli olması.

Fakat Amerikalılar hiçbir zaman bu nedenlerle koskoca bir kıtayı köleleştirdiklerini kabul etmek istemediler ve bunun için çeşitli mitler oluşturdular ve göreceğiz ki bu mitler toplumda kapanmayacak derin yaralar bırakacaktı.

Önceleri, beyaz ırkın biyolojik olarak siyahlardan üstün olduğuna inandılar.  
Zamanında da Hammurabi insanları, üstün,sıradan ve köle olarak üçe ayırmış ve bunun tanrı tarafından bir buyruk olarak mitleştirmişti

Amerikalıların da ilk yaptıkları biyolojik üstünlük miti yaratmak oldu.

Daha sonra,

  • İlahiyatçılar, Afrika ırkının Nuh Peygamber’in köle olarak lanetlediği Ham soyundan geldiklerini iddia ettiler.


  • Biyologlar, siyahilerin beyazlara göre daha az gelişmiş olduklarını,


  • Doktorlar, siyahilerin pislik yaydığı mitini ortaya attılar.

Bu mitler yasal olarak ortadan kaldırıldıktan sonra bile beyazların bilinçaltında yüz yıllarca devam edecekti.

19.yy’da Britanya köleliği durdurdu ve bundan sonraki birkaç on yıl içinde 1865’te Amerika’da büyük bir iç savaş sonucu kölelik yasal olarak kaldırıldı. 
Bunu kaldıranlar, gönüllü şekilde köleliği kaldıran ilk toplum olarak tarihe geçti. 

İmzalanan sözleşmenin 14.maddesinde;
              
''Herkes ırk ayrımı olmaksızın vatandaşlık haklarına sahiptir '' 

yazmaktaydı ve bunu çoğu köle sahibi imzaladı fakat bunların çoğu kölelerini hemen bırakmaya yanaşmadı.

Köleler özgür olsa bile 250 senedir devam eden kölelik hayatı, siyahileri fakir, cahil ve eğitimsiz bırakmıştı. 

Fakat buradaki temel sorun para değildi, para o zamanın kıtasında bu kadar derin bir sorun teşkil etmiyordu ve evlilik gibi bağlarla sermaye kısa sürede siyahilere de akmaya başlayabilir ve para sorunu çözülürdü. 
Buradaki temel sorun, beyazların inandıkları mitleri bırakmaya yanaşmamasıydı. 

Hala en iyi işler beyazlarındı ve 1865’te Amerika’da bir siyah olarak beyazla aynı işe başvursaydınız o işi alma ihtimaliniz neredeyse imkansızdı.

Bununla birlikte giderek mitlerin kaybolması bir kenara iyice insanların kafalarının daha derinine kazınmaya başlamıştı.

Tüm üst düzey işler hala beyazlardaydı ve beyazlar artık: 

‘’Bakın bu siyahlar yüzyıllardır özgürler fakat hala üst düzey bir işle uğraşamıyorlar’’ 

demeye başlamışlardı.

Siyahiler için fakirlik fakirliği, cahillik cahilliği getirmekteydi, bu kısır döngüyü kıramadıkça yüksek bir yerde olmaları imkansızdı fakat beyazların kafalarına işlenen mitler buna müsaade etmeyi bırakın, toplumsal ayrımcılığı tekrar kanunsal düzeye getirmişlerdi. 

1865’te kölelik kalkmıştı fakat siyahiler ilerleyen zamanlarda konan kanunlarla Amerika’da 1965’e kadar oy dahi kullanamamışlardır. 

1958’te beyazların gittiği bir üniversiteye başvuran siyahi genç delilikle yargılanmış ve yargıç gencin kabul edileceğini düşündüğü için bu hareketini çılgınca olarak yorumlamıştı. 

21.yüzyıla geldiğimizde sorunlara hala tam anlamıyla çözüm bulunamadı  ama geçmiş yüzyıla göre bir hayli yol kat ettiğimizi söylemek yanlış olmayacak. 

1913 ile 2013 arasında kültürel anlamda oldukça büyük farklar var fakat bunun yanında birçok toplum ve lider yeni yüzyıla ayak uydurmayıp hala geçmiş yüzyıllarda yaşamakta ısrarcı. 


2008



Ve bu kadar evreden sonra 21.yüzyılda beyazlar kendilerini yönetmek için bir siyahiye oy verdiler.
Bu da bize bütün hiyerarşilerin hayal ürünü olduğunu bir daha ortaya koydu. 

Siyahi-beyaz hiyerarşisi henüz tam anlamıyla çökmese de insanlar inandıkları mitleri zamanla bıraktıkları an çökecektir fakat bu da ancak başka bir mite inanmakla mümkün olabilmektedir.

2016


Kadın ve Erkek arasındaki hiyerarşi de bu seçimlerle yıkmak mümkün olabilir hale geldi. Bu sayede ataerkil dünyayı bir kadın başkan yönetme fırsatına sahip.

Şimdi akıllara Amerika üçüncü büyük hiyerarşiyi de yıkıp bir sonraki seçimlerde bir eşcinsel başkan çıkartabilir mi sorusu geliyor. 

Eğer bu da olursa Amerika art arda üç seçimle dünyanın yarattığı üç büyük hiyerarşiyi de yıkmış olacak. 

Tabi bu hiyerarşinin oluşmasında rol alan mitlerin çökmesi daha büyük mitlere inanmamızla mümkün olacak bu da yeni hiyerarşilerin karşımıza değişik isimlerle gelmesini kuvvetle muhtemel kılıyor. 

Fakat tekrar belirtmeliyiz ki bütün hiyerarşiler hayal ürünü ve mantıksal, biyolojik hiçbir temeli olmayan tesadüflerdir ve Mitler bu tesadüfleri güçlendirip uzun ömürlü hale sokmaktadır.

KADIN \ ERKEK

Bir sonraki bölümde kadınların birçok alanda erkeklerden daha üstün yetenekleri olmasına rağmen homo-sapienslerin nasıl ataerkil devam ettiğini ve kadının insanlık tarihinde, erkeklerin malı olarak görülmesinden, dünya süper gücüne başkan adayı olmasına aradaki süreci ''Sapiens'' kitabını dayanak alarak buraya aktarmaya çalışacağım.








Salı, Haziran 25

Kim Kazandı ?

İlk olarak Taksim'de başlayan daha sonra Türkiye'nin çeşitli yerlerine yayılan,protesto gösterileri sırasında,birçok olay oldu,sayısız karar verildi,doğru yada yanlış emirler yağdı.
İşte bu olaylar sırasında birileri kazandı,peki kimdi bu kazananlar?

Gaz bombasını insanların yüzüne nişan alan polis mi kazandı?
Yoksa
Karanfille meydana girmeye çalışan gösterici mi?

Yüzde hesabı ile halkını bölmeye çalışan başbakan mı kazandı?
Yoksa
Taksim'de kardeşçe yaşayan insanlar mı?

Ethem'i kurşunuyla öldüren kişi mi kazandı ?
Yoksa
O kurşunla ölen Ethem mi?

Cenazeye su sıkan,zihniyet mi kazandı?
Yoksa
Sükunetle o suyun karşısında duranlar mı?

İnsanları zorla meydanlarda yürütenler mi kazandı ?
Yoksa
Tek ve hür bir şekilde duranlar mı ?

İnsanların ölmesine neden olan emirler mi kazandı?
Yoksa
Bir ölüp,bin dirilen halk mı?

Sus pus oturan medya mı kazandı?
Yoksa
Halkın yanında olanlar mı?

Sen mi kazandın Ben mi?
Yoksa Biz mi kazandık ?

Peki Biz Ne İstiyorduk 

Daha fazla özgürlük 
Daha fazla hak 
Daha fazla hukuk
Daha fazla adalet 
Daha fazla ağaç,park
Daha fazla hoşgörü 

Biz bizi anlayan,eleştiriye açık bir zihniyet istiyoruz.

Ne kimseyi devirmek amacımız ne de kimseyi öldürmek. 

Biz sadece daha fazla yaşamak istiyoruz,

Daha insalcıl,daha huzurlu,daha mutlu bir şekilde...

Parklarda uzanıp kitap okumak istiyoruz.Avm içlerinde sıkışıp kalmak değil.

Kimseyi ayrıştırmadan,birlik içinde yaşamak amacımız.

Herkesin görüşüne saygı duyan,bir ülke istiyoruz. 

Polisle karşı karşıya gelmek istemiyor,yan yana yürümek istiyoruz.

Biz taraf olmak istemiyoruz.

Hayır illa bir taraf bir taraf yapacaksanız bizi,

Biz özgürlük tarafını seçiyoruz.

Yüzdelik dilimlerin içinde olmak,parti bayrakları sallamak istemiyoruz.
Biz özgürlüğü seçiyoruz.  

Pazar, Haziran 23

Sedef Küçük

İstanbul milletvekili Sedef Küçük'ün 19,06,2013 tarihinde kendi gözlemlerine dayanarak yaptığı Gezi Parkı konuşması.

Perşembe, Haziran 20

Gezi Parkı Senin İçin Ne Yaptı ?

Yirmi küsür gündür devam eden,direnme,uyanma,kendine gelme,olayların farkına varma hareketi veya siz ne hareketi diyorsanız,işte o.
Daha çok gençler üzerinden giden bu hareket,gençlere çok şey öğretti.
Peki Gezi Parkı gençler için ne yaptı?
140 karaktere sığmayacaklarını,meydanlara,parklara ihtiyaçları olduğunu hatırlattı
Bilgisayar başında kambur olan vücutlarının,gezi parkında nasıl dik durabildiğini gösterdi.
Bu kuşağın özgürlüğüne dokunulmayacağını hatırlattı.

Gezi Parkı

Fener formasının arkasına çArşı yazdırdı.

Galatasaraylı genci,Fenerlinin sırtına çıkardı.

Sağcısını,solcusunu,Türkü,Kürdü el ele tutturdu.

Gezi Parkı
Mutfakta yemek yapan anneyi,

Yürümekte zorlanan nineyi,sokağı çıkardı.

Gezi Parkı

Hiç tanımadığın insanları,senin için nöbet tutmasını sağladı.

Gezi parkı bize ufuktaki umudu,birlik içinde gitmemiz gereken yolu gösterdi.
Bu yolda yapmamız gerekenleri hatırlattı.

Biz de yeri geldi,
Sevgi zinciri oluşturduk.

Yeri geldi,
Duvarlara yazılar yazdık,müthiş zekamızla.

Yeri geldi,
Sustuk.

Yeri geldi,
En derinden haykırdık.

Yeri geldi,
Saatlerce yürüdük.

Yeri geldi,
Yine saatlerce durduk.

Bundan sonra hem ağaçlar hem de ağaçların altında oturan insanların,özgürlükleri için yürüyeceğiz,duracağız,susacağız,haykıracağız,yazacağız,okuyacağız.

Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Gençlere 140 karakter yetmedi,Gençlerin parklara ihtiyacı var.










Çarşamba, Haziran 6

Derbi ve Anne



Sizinde bildiğiniz gibi derbiler farklı olur daha kalabalık bir izleyici kitlesi vardır.Bu evde izlenen maçlarda da geçerlidir tabi.Evde maçı izleyen için oldukça rahattır
pijama, terlik kumanda üçlüsüne birde rahat minderli koltuklar eklenince tam bir tribün yaratılır,bağırtılar gürültüler,sevinçler,üzüntüler hepsi yaşanır insan kendini kaptırır maçın temposuna.

Evde izlenen maçlarda iki takımdan da seyirciler bulunur ,ülkede maç yüzünden olan olaylar,gerilmeler göz önüne alındığında  o ev demokrasinin baş kentidir.

O evde iki takımdan da taraftarlar vardır ,birbirine bulaşmadan durabilen ender taraftarlar.Ezeli rekabetin ebedi dostluğun bir göstergesidir aslında o ev.

İşte o evde taraf tutmaktan kaçınan bir de anne vardır.
Onun tek düşüncesi aslında evin fazla dağılmamasıdır.İçeride çayları koyarken aklı hep salondaki tribündedir.Asla rahat olamaz 90 dakika boyunca, hop
oturur ,hop kalkar onun için en iyi skor 0-0 dır çünkü gol olmayınca tehlike daha azdır, gol yoksa sevinç yoktur,zıplama yoktur çay bardakları böyle çok daha güvendedir onun için.Kuru yemiş yerken fıstıklara teker teker bakar bir kırıntı döküldüğü zaman hemen o noktayı beynine kazır,kendi kafasında plan oluşturur önce kırıntılar sonra bardaklar
sonra koltuklar tam böyle düşünürken istenmedik yani en azından annenin istemeyeceği bir olay gerçekleşir ve tüm planlar bozulur.

Bu planı bozan bazen bir gol olur,bazen
yanlış kalkan bir bayrak bazen ise kalecinin yaptığı basit bir hata  işte bunlar gerçekleşirken ortam gerilir ve ortalığın dağılma riski çok daha artar ki bunu anne hiç ama hiç istemez .

Anne 90 dakikayı iple çeker ve 90. dakika geldiğinde içine bir mutluluk dolar ama dördünce hakemin kaldırdığı tabelada yazan 4 rakamını görünce sevinci kursağında kalır onun için zorlu geçecek tam 4 dakika daha vardır ,koskoca dört dakika ,geçmek bilmez dört dakika bir atak bir atak daha ve bir de köşe vuruşu

90 dakikaya sığmayan tüm pozisyonlar dört dakikada oluverir.Maç biter derbiyi kazana bazen çubuklu formalılardır , bazen damalı formalılar , bazen sarılar kazanır ,bazen
siyahlar ama evdeki derbiyi kaybeden daima annelerdir.

Çünkü onların evi toplaması için daha bir çok 90 dakikaya ihtiyacı olacaktır.

6,6,2012